2 dişli sahte imza

GENERAL DİŞLİ’YE SAHTE İMZALI EVRAK DAVASI

              Osman Karış isimli bir vatandaş, kendisini sahte imzalı belgeyle icraya verdiği gerekçesiyle AKP Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin kardeşi Tuğgeneral Mehmet Dişli hakkında tazminat davası açtı. More »

savcı el yazısı

ZİNCİRLEME YOLSUZLUK SERÜVENİ

Geyve’nin Alifuatpaşa Beldesi’nde yaşanan bir ihale yolsuzluğu gün yüzüne çıkmış ve Belde Belediye Başkanı Kenan Oran görevinden alınarak hapis cezasına çarptırılmıştı. Dışarıdan yolsuzluk cezalandırılmış gibi görünse de bu görevden alma yalnızca yolsuzluk More »

göçük

DAHA NE KADAR ÖLMELİYİZ?

Geyve’nin Akıncılar Köyü’nde faaliyet gösteren taş ocağında 5 Ağustos’ta yapılan patlamanın ardından toprak kayması meydana gelmiş ve Fethi Tandoğan isimli bir işçi hayatını kaybederken Ramazan Özuçar isimli bir işçi de yaralanmıştı. İşletme More »

divit

Adagündem yayında!

AKP iktidarının bireysel özgürlüklerimiz kuşattığı bir dönemde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya seren, kimsenin sesi olmayan, tarafsız ve objektif yayın kuruluşlarıdır. Haber alma özgürlüğünün sermaye uşağı medya More »

Category Archives: Genel

GENERAL DİŞLİ’YE SAHTE İMZALI EVRAK DAVASI

2 dişli sahte imza

 

 

 

 

 

 

 

Osman Karış isimli bir vatandaş, kendisini sahte imzalı belgeyle icraya verdiği gerekçesiyle AKP Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin kardeşi Tuğgeneral Mehmet Dişli hakkında tazminat davası açtı. Karış’ın düğün salonu olarak kiraladığı taşınmazın ruhsat işlemlerinin alınması ve bu işlemlerin ücretinin ödenmesi konusunda yaşanan anlaşmazlık üzerine Tuğgeneral Mehmet Dişli ve ortakları Karış’ı icraya verdi. Ancak düğün salonu için yapılan kira sözleşmesinde Mehmet Dişli adına atılan imzanın, Dişli’nin resmi evraklarda kullandığı imzaya hiçbir şekilde benzememesi üzerine Karış, imzanın sahte olduğu gerekçesiyle tazminat davası açtı.

Bu olay üzerine Dişli’nin avukatı imzayı Dişli adına vekaleten Hayriye Duran’ın attığını iddia etti. Zira bahsi geçen sözleşmede Hayriye Duran’ın da imzası var ve Mehmet Dişli adına atılan imzayla büyük benzerlikleri var. Yasalara göre ise resmi belgelerde vekaleten atılan imzalarda vekil olan şahsın vekaletini açıkça belirtmesi ve kendi imzasını atması gerekiyor. Başkası adına imza atarak resmi evrak düzenlemek kanunlara aykırı.

 

1 dişli orjinal imza

Tuğgeneral Mehmet Dişli’nin vie vekaletnamede kullandığı imza

2 dişli sahte imza

Mehmet Dişli’nin kira sözleşmesinde kullandığı ve sahte oldupu iddia edilen imza

Cüneyt KILIÇ

ZİNCİRLEME YOLSUZLUK SERÜVENİ

savcı el yazısı

Geyve’nin Alifuatpaşa Beldesi’nde yaşanan bir ihale yolsuzluğu gün yüzüne çıkmış ve Belde Belediye Başkanı Kenan Oran görevinden alınarak hapis cezasına çarptırılmıştı. Dışarıdan yolsuzluk cezalandırılmış gibi görünse de bu görevden alma yalnızca yolsuzluk şebekesi içindeki bir hesaplaşmadan ibarettir. Hukuk ve ahlak kurallarını alt üst ederek yapılan bu yolsuzlukta payı olanların çoğu hala dışarıda özgürce icraatlarına devam etmektedirler.
Pek çok resmi kurumun, bazı kaymakam ve belediye başkanlarının, milletvekillerinin ve yargı mensuplarının da dahil olduğu yolsuzluk serüvenini “içeriden birilerinin” imzalı ifadeleri ve suç duyurularını kaynak alarak en başından ve tüm ayrıntılarıyla gün yüzüne çıkarıyoruz. İşte akıllara durgunluk veren ve adalet kavramına olan inancı kökten sarsan o yolsuzluğun serüveni.

Geyve’nin Alifuatpaşa Beldesi’nde bulunan ve Arif Bağcıoğlu’na ait olan 9 pafta 1988 parsel arazi, heyelan riski bulunan Menekşe Köyü’nü taşımak amacıyla istimlak ediliyor. Ancak arazi sahipleri duruma itiraz ediyor. Uzun süren davalardan itiraz eden Bağcıoğlu’nun lehine bir karar çıkmıyor. Süreç içinde Menekşe Köyü’nün taşınması planı da rafa kaldırılıyor. İstimlak şartına göre bu plan iptal edilince arazinin yeniden ihaleye çıkarılıp satılması sırasında ilk teklifin arazinin istimlaktan önceki sahiplerine yapılması gerekiyor. Arazinin devlet tarafından kullanılmayacağı beyan edilince arazinin eski sahibi Bağcıoğlu mahkemeye başvuruyorlar. Dava Bağcıoğlu’nun lehine işlerken basında “İyilik meleği Maraş hakimi” olarak bilinen hakim Abdullah Özer köylünün talebini reddediyor.

Daha sonra Alifuatpaşa Belde Belediye Başkanı K. Oran ve arazide gözü olan bazı firmalar bir araya gelerek bu arazilerin Alifuatpaşa Belde Belediyesi’nde devredilmesi için çalışmalara başlıyorlar. Yasalara göre hakkında davalar ve itilaflar bulunan arazinin devredilmesi mümkün değil. Ancak davalar ve ihtilaflar devam ederken Mal Müdürlüğü tarafından “Arazi üzerinde herhangi bir dava ve ihtilaf yoktur” belgesi hazırlanıyor. Hazırlanan bu sahte raporla birlikte arazinin devir talebi Bakanlar Kurulu’na sunuluyor ve onaylanıyor. Yani Bakanlar Kurulu bir devlet organı tarafından kandırılıyor. Ancak bu olay yolsuzluk serüvenindeki neredeyse en masum hile. Asıl olaylar bu süreçten sonra başlıyor.

Bu olaylarla bağlantılı bir şahıs ifadesinde Alifuatpaşa Belde Belediye Başkanı K. Oran’ın Ş. İnşaat Şirketi’nden yüklü miktarda borç aldığını ve bu borcu ödeyemeyince firmaya malum araziyi kendilerine satacağına dair söz verdiğini iddia ediyor. Arazi satışı meclis gündemine taşınıyor. Ancak arazi üzerindeki davalar devam ettiğinden ve satışın bu şekilde yapılmasının hukuka aykırı olmasından dolayı belediye meclisinden satışa onay çıkmıyor. Satışın en büyük muhaliflerinden belediye meclis üyesi Çakır Ali Esen bu olaylardan sonra ayaklarından vurularak yaralanıyor. Bu olaylardan bir süre sonra ihtilaflı arazinin satışı için yeniden çalışmalar başlıyor.
K. Oran araziyi bu sefer de S. inşaat şirketine satmak için uğraşıyor. Ancak ilgili şahsın iddialarına göre AKP Sakarya Milletvekili Şaban Dişli de araziyle yakından ilgileniyor ve arazinin kendi istediği firmaya satılmayacak olması nedeniyle Kenan Oran ile araları açılıyor.

Arazinin ihaleye çıkarılmasından önce, satışın S. inşaata satılması için Belediye Başkanı K. Oran, bazı şirket yetkilileri ve başka şahıslar bir araya gelerek görev paylaşımı yapıyorlar. Hatta bununla da yetinmeyip satış işleminin başarıyla tamamlanması durumunda kimin ne kadar pay alacağını belirleyen bir “Kar Paylaşım Protokolü” imzalıyorlar. Yani arazinin kime satılacağı ihaleden önce kararlaştırılmış oluyor. Ancak protokolde adı geçen Y.D kendi payını alamayınca bu kar paylaşım protokolünü gün yüzüne çıkarıyor ve ihaleye fesat karıştırıldığı tespit ediliyor. Sonuçta Belediye Başkanı K. Oran tutuklanıyor.

Ancak araziyi almakta kararlı olan firma işin peşini bırakmıyor. İkinci bir ihale yapılıyor ve bu arazi usülsüz bir şekilde S. inşaata satılıyor. Ancak arazi üzerinde ihtilaf ve ipoteklerin olması nedeniyle firmaya arazi teslimi yapılmıyor. Yolsuzluk serüveninin bundan sonraki kısmında işin içine yargı mensupları da giriyor ve bahsi geçen ipoteklerin kaldırılması için çalışmalara başlanıyor.

Bu arada K. Oran ile ilgili dava açıldıktan sonra ikinci ihalede taşınmazın kayyuma devri sırasında yapılan ihale sırasında kayyuma neler yapıldığı, kaymakama neler yapıldığı, Özgür beyle neler görüşüldüğü, başkanın kim olduğu bir yana bu inşaatın üç bloğunun Adalet Bakanlığı’na devrinin verilmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda savcı tarafından yazılıp gönderildiği iddia edilen yazı bu ihalenin birkaç gün öncesine rastlamaktadır. Bu sırada ihaleyi alamayan ya da durumdan kuşkulanan bir takım kişiler örneği ekli rüşvet ihbar faksını Geyve Kaymakamlığı’na gönderiyor. Kaymakamlık bu faksı ilgili üst mercilere göndermesi gerekirken Geyve Savcılığı’na gönderiyor. Bunun üzerine bu belge, belgede adı geçen Avukat İ. G.’ye dönemin Geyve Savcısı olan ve dürüst bir insan olarak bilinen R. A. Tarafından verilip “Avukat bey olayda sizin de adınız geçiyor. Bu size ve bana iftiradır. Kanıma dokunuyor” diyor. Bunun üzerine Avukat İ. G. bu iftirayı atanların tespit edilip cezalandırılması, olayın gerçek olup olmadığının araştırılması talebiyle bir nevi kendinin ve savcıların aklanmasını talep eden başvurusunu avukatı vasıtasıyla Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildiriyor. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı MOBESE kayıtlarıyla birlikte dosyayı yetkisizlik nedeniyle Geyve’ye gönderiyor. Bu aşamada Geyve yetkili savcısı M. K. Ç. dosyaya mübaşirini bilirkişi olarak tayin ettirip dosyayı kapattırıyor.

Tam bu arada önlerinde 565 ve 267 sayılı biri açık biri gizlilik kararıyla yürütülen ağır soruşturma dosyaları mevcut iken 5 personelli adliyeye 32 adet lojman alınmasına karar veriliyor ve Bakanlık’a sunuluyor. M.’nin itirafnamesinde adı geçen “Özgür Bey” bu noktada devreye giriyor.

lojman talebi

Araziyi almak isteyen firmanın yetkilileri, arazi üzerinde hak iddia ederek dava açan Arif Bağcıoğlu’nu davadan vaz geçmesi için ikna etmeye çalışıyor. Çoktan dava açtığını ve hiçbir şey yapılamayacağını belirten Bağcıoğlu’na “Biz savcıyla görüştük. O kısmını biz halledeceğiz” deniliyor. İddiaya göre firma yetkilileri Savcı M. K. Ç. ile görüşüyorlar. Savcı M. K. Ç. kendi el yazısıyla bir dilekçe örneği yazarak “Bunun aynısını yazıp başvuru yapsın. Hiçbir sorun çıkmaz” diyor ve dilekçe örneğini firma yetkilileri aracılığıyla Arif Bağcıoğlu’na gönderiyor. Bunun üzerine Bağcıoğlu dilekçeyi yazarak savcıya veriyor. Ancak savcı bu dava dosyasını gizlilik kararı olan ihaleye fesat karıştırma dosyasının içine ekliyor. Böylece davacıların dava hakkında bilgi ve belge alması engellenmiş oluyor ve olayın üstü de kapatılmış oluyor.

savcı el yazısı
Savcı M. K. Ç.’nin el yazısıyla yazıp, şirket çalışanları aracılığıyla davacı Bağcıoğlu’na gönderdiği dilekçe örneği.

kaymakamın savcıya verdiği
Geyve Kaymakamlığı’na verilen bu ihbar dilekçesi üst mercilere gönderilmesi gerekirken, kaymakam tarafından Geyve Savcısı M. K. Ç.’ye gönderildi.

katip bilirkişi

Savcı M. K. Ç.’nin kendi mübaşirini bilirkişi tayin ederek rüşvet ihbarı dosyasını kapatmasının belgesi.

müfettiş raporu
İhaleye fesat karıştırma dosyası hakkındaki müfettiş raporu.

çek avukata
Nakit parayla ödeme şartı olan ihaleyi kazanan firma ödemeyi çekle yapıyor. Bunun yanı sıra ödenen çekler belediye avukatına teslim ediliyor.

Haberi derleyen: Cüneyt Kılıç

DAHA NE KADAR ÖLMELİYİZ?

göçük

Geyve’nin Akıncılar Köyü’nde faaliyet gösteren taş ocağında 5 Ağustos’ta yapılan patlamanın ardından toprak kayması meydana gelmiş ve Fethi Tandoğan isimli bir işçi hayatını kaybederken Ramazan Özuçar isimli bir işçi de yaralanmıştı. İşletme sahipleri ve yerel yöneticiler olayı “kaza” olarak isimlendirseler de bu göz göre göre yaşanmış bir felakettir. Zira Akıncılar Köyü sakinlerinden olan çevreci Kamuran Tan çok uzun bir süredir taş ocağının bölgenin doğasını kirlettiğini ve köyde heyelan riskini oldukça yükselttiğini haykırmaktadır. Tan’ın tüm uyarılarına rağmen hiçbir önlem alınmamış, bugüne kadar yaşanan çevre felaketinin üstüne bir işçinin ölümüne bir işçinin de yaralanmasına sebep olan bu felaket eklenmiştir.
İşletme sahibi Bülent Yılmaz, felaketin ardından bir açıklama yaparak “Bin 300 kilo patlayıcı kullandık, en fazla bin 500 kilograma kadar iznimiz var. Ama dağın bu şekilde kayıp geleceğini hiç düşünemedik” dedi. Yılmaz, farkında olmadan patlamanın bölgede yaratacağı sarsıntılar ve çevreye vereceği zarar hakkında yeterince bilimsel inceleme yapmadıklarını itiraf etmiş aslında. Peki nasıl oluyor da doğanın, yeşilin tam ortasına kurulan bu taş ocağı bu kadar sorumsuzca ve dikkatsizce çalışabiliyor? Patlamanın yaşandığı sırada hemen yanda bulunan yol trafiğe bile kapatılmamış. Yani o sırada oradan geçen araçlar da patlamadan nasibini alsa felaketin boyutları çok daha büyüyebilirdi. Tüm bu yaşananlar akıllara “İnsan hayatı ve doğal hayat bu kadar ucuz mu?” sorusunu getiriyor.
Sakarya ve özellikle Geyve uzun süredir taş ocaklarının elinde kıvranıyor aslında. Geyve’nin diğer bölgelerinde faaliyet gösteren ocaklar da pek çok vatandaşın mağduriyetine ve doğanın talan edilmesine sebep oluyor. Vatandaşların ve çevrecilerin tüm şikayetlerine rağmen, taş ocakları diledikleri gibi çalışmaya devam ediyor. Örneğin Ahıbaba Köyü İllet Deresi mevkiindeki taş ocağı, köylünün tarlalarını ve su kaynakları olan tereyi toz ve mıcırla pislettiği için büyük tepki topluyor. Birçok vatandaş işletmeye karşı hakkını aramak için mahkemelere başvurmuş durumda. Ancak taş ocağının denetlenmesi bir kenara, verilen “dereyi temizleme” kararına bile uyulmuyor.
Yine aynı taş ocağından fırlayan taş parçaları çevre köylerde yaşayan vatandaşların can ve mal güvenliğini büyük riske sokuyor. Bu taş ocaklarının denetlenmesi için de illa Akıncılar Köyü’ndeki gibi bir felaketin yaşanması mı gerekiyor? Doğal yaşam katledilirken Sakaryalı yerel yöneticiler hangi yüzle vatandaşların karşısına çıkıp Sakarya’nın iyiliği için çalıştıklarını söyleyebiliyorlar?
Şikayet edilen hemen bütün işletmeler bahane olarak “resmi izinlerini” gösteriyorlar. Tıpkı Bülent Yılmaz’ın yaptığı gibi. Demek ki bu işletmelerin yanında bu resmi iznleri veren kurumları da denetlemek gerekiyor. Ocakta kullanılan patlayıcıların bölgede heyelan oluşturabileceğini “AKIL EDEMEYEN” bir kurumun, işletmelere bu alanda ruhsat vermesi yeni felaketlere davetiye çıkarmaktan başka bir şey değildir.
Doğa da insan hayatı da bu kadar ucuz olmamalıdır. Başta Geyveliler olmak üzere tüm Sakarya halkı bu ölümcül doğa katliamına dur demek zorundadır. Daha fazla insanın hayatını kaybetmemesi ve çevrenin daha fazla talan edilmemesi için tüm taşocakları ve “resmi izinleri” tek tek denetlenmelidir.
Göz göre göre gele bu felakete “kaza” diyen yerel yöneticilerin ve işletme yetkililerinin vicdanlarını patlama anının görüntüleriyle baş başa bırakıyorum.
Cüneyt Kılıç

Adagündem yayında!

divit

AKP iktidarının bireysel özgürlüklerimiz kuşattığı bir dönemde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya seren, kimsenin sesi olmayan, tarafsız ve objektif yayın kuruluşlarıdır. Haber alma özgürlüğünün sermaye uşağı medya ve iktidar sansürüyle ortadan kaldırıldığı bir dönemde; Sakarya gerçeklerini kamuoyuyla özgürce paylaşabilmek adına bu platform üzerinden yayın hayatımıza başlıyoruz. Teknik konuların halledilmesiyle birlikte bu platformdan Sakarya’nın tarafsız sesi olarak yayın hayatımıza başlayacağız. Siz de şehir gündemi ve yaşantısıyla ilgili sorunlarınızı, sıkıntılarınızı ve duyurmamızı istediklerinizi adagundem@gmail.com adresine postalayarak bize ulaştırabilirsiniz.